11 Followers
12 Following
kitabisevda

Kitab-ı Sevda

Okumayan adamın yaşadığına inanmayan, filmlere de bir o kadar takıntılı blogger.

Currently reading

Robinson Crusoe
Virginia Woolf, Daniel Defoe, Gerald McCann
The Hobbit, or There and Back Again
J.R.R. Tolkien, Barbara Remington
Parçalanmış Krallıklar (Miras Üçlemesi #2) - N.K. Jemisin Son 100 sayfa nasıl geçti hatırlamıyourm. Gene bitti ya . Ne çabuk bitiyor.


Yorum:

Yüz Bin Krallık'a bayıldığımı size her fırsatta söylüyorum, hatta elimden gelse kulağınızdan çekip, kitabı alana kadar sizi azarlayabilirim. O KADAR!

Yorumumu merak ediyorsanız burada bulabilirsiniz.

Neyse asıl konuya gelelim, yani benim saçma Yüz Bin Krallık takıntıma. İlk kitapta anlatılan Nahadoth ve Yeine'nin hikâyesi o kadar hoşuma gitti ki sabırsızlıktan ölüyordum. En son tüyapta haziranda çıkacak denilmişti ve ben bir şok anı yaşamıştım; neyse ki öne alındı. Kitap bugün 11 sularında elime geçti, 8 sıralarında bitti.Eh, tahmin edersiniz artık nasıl bir heyecanla başladığımı.

Ne yazık ki kitap Yeine ve Nahadoth'u anlatmıyor. Başka ana kahramanlarımız var artık. Oree and Ferli. Ama arada Sieh'i, Yeine'yi ve Nahadoth'u görüyoruz , somurtmayın öyle.

Miras Üçlemesinin dünyası biraz karmaşık bunu öncelikle söylemek istiyorum. Ben önceki kitabı okudum ama aradan geçen süre zarfında unutmuşum; kitabı okurken hatırladım ama nafile. İlk başta biraz kendi içinizde çatışma yaşıyorsunuz yani. Kafanızı yormanız, kim kimdi hatırlamanız, kimin size ne ifade ettiğini çözmeniz gerekiyor. Buna yardımcı olmak için arka tarafta Terimler Sözlüğü var. Oradan faydalanın bence.



İlk kitapla ikinci kitap arasında bir 10 yıl garanti geçmiş. Dünya daha farklı bir yer, Arameriler hâlâ güçlü ama yenilmez değiller. (Avuçlarını yalasınlar) Biz Oree adlı kör bir satıcının yarı normal yarı ilginç hayatına tanık oluyoruz. Bir birinden parlak tanrısal yaratıkları görüyor, hatta onlardan biriyle sevgili bile olmuş. Eski sevgilisi Madding ile aralarında yaşadıkları beni çok duygulandırdı. Ama onun asıl adam olmadığını biliyordum. Bunun içinde biraz odak problemi yaşadım.

Her şey tanrı çocuklarının öldürülmesi ile başlıyor ve Oree'nin gücü, bağlantıları ve Ferli'nin hareketleri ile büyüyor. Size Ferli'nin asıl kimliğini söylemiyorum; merak edin. Aslında tahmin edeceksiniz ama... Olsun :D Ferli'nin orjinal hali Shiny bu arada. ehuehueheuhe.

Gelecekten bize olayı anlatan Oree bölüm başlarında araya giriyordu, bize spoiler veriyordu. Bizde merakla onun ölmeyeceğini bile bile okuyorduk. Bazı anlar geliyordu, bu güvenceyi yok sayıp "annnemm gitti kızın kol" diye düşünmeye başlıyorduk.



Ne çektin be Oree, ne çektin.

Kitabın ortalarına doğru çok sıkıldım. Oree o anlarda tutsaktı ve yanında olaya heyecan katacak bir erkek karakter yoktu, sonrasında yazar bunu telafi etti ve aksiyon başladı. Yalnız nasıl bir aksiyon! Bungee jumping mi dersiniz, boyutlar arası atlamamı... Son 100 sayfayı hatırlamıyorum; resmen yedim yuttum.

Hani Orlee çok çekti derken abartmıyorum kız tam mutluyum derken bir şey oluyor ve bu mutluluk yok alıyor, ağlamamak üzülmemek imkânsız.

Kız kör dedim ya, aslında büyüyü görebiliyor bu yüzden pek sorun
yaşamıyorsunuz. Sonuçta kız tanrıların ve büyünün merkezinde yaşıyor. Ama eksikliğini bazen de hissetmedim değil.

Dövüş yetenekleri olmayan güçlü bir kadın karakter.

İlk kitapta karşılaştırırsak Parçalanmış Krallıklar biraz sönük kalıyor, bu biraz benim içimi burktu açıkçası. Onların ki gibi bir mutlu sonları olmuyor karakterlerin. İkisi için aslında kalbim çok kırık. Yazar öyle çok imkânsızlık yerleştirmişti ki, ona biraz lanetler okuyorum. Onlara da yazık be. Bir kadın kaç kez daha kaybetmeye dayanır dememiş dayamış da dayamış hani. Oree de az güçlü değil. Yazar ona ne fırlattıysa gayet güzel başa çıktı.

Sevdiğim ama Yüz Bin Krallık kadar etkisinde kalmadığım, kesinlikle hem serinin son kitabını hem de bu iki kitabı okuyacağımı garantilediğim kitaplar arasında yerini alıyor. Okuyun da, ne bekliyorsunuz -.-




VE BİR KAÇ ALINTI



""Ona dikkat et." Bu kez benimle konuşuyordu, "Eğer sana izin veriyorsa ve sen de istiyorsan arkadaşı ol. Farkında değil ama sana çok ihtiyacı var. Kendi iyiliğin için sakın onu sevme. Buna hazır değil daha."


"Dehşet içinde,"Onu öldürdün," diye fısıldadım.
"Tabii ki hayır, kimseyi öldürmedim. Sadece bir kapıyı açarak onu bizim boyutumuza geri gönderdim. Görmeni istemediğim manzara oydu." Gülümsedi, beni şaşırtan bir gülümsemeydi ve onu bizden biri gibi göstermeye yaramıştı. Şakacı bir tonla devam etti, "Genede bir birimizi öldürmemeye çalışırız çünkü bu anne ve babamızı kızdırabiliyor."

"Onu özlüyorum. Bütün tanrılar aşkına, onu öyle özlüyorum ki.